2 Eylül 2011 Cuma

Kanyonda Öğle Yemeği

Geçen hafta arkadaşım davet etti kanyona öğle yemeğine.Arada gidilir kanyona sinema öncesi veya sonrası yemeğe, Wagamama'ya gidilir yada Nişantaşı'nda GBK açılmadan önce hamburger yenirdi burda. Ama öğle yemeği fikri ayrıca heyecanlandırdı beni. Hiç girmediğim 'corporate' yaşamı biraz gözlicektim böylece. Hemen kendimde şekil değişikliği yaptım tamamen araştırmacı ve gözlemci gazetecilik ruhumla, aynı Ayşe Arman'ın ancak yazlık yerinde giyeceğim kıyafetiyle Fatih'e yada O'na çok yakışan türbanıyla Reina'ya gitmesi gibi.En normal kıyafetimi giydim, saçıma fön çekmeye çalıştım.Ne zamandır elime almadığım düzleştiriciyi kullanmaya çalıştım yine, en son kullandığımda koca alnımda bir yanık izi bırakmıştım ki o da 2 hafta boyunca benimleydi. Bu sefer kazasız atlattım ama saçım çok kötü oldu çünkü saç düzleştirmek çok sıkıcı, sabredemedim ki iyice düzleşsin. Topukluyu da giydim, yanıma terlik aldım ayrıca ayakkabı acıtınca giyerim diye veeeeee hazırım.

'Burası Kanyon, uç uç buraya kon, do diyezdir bu ton, bitti bu şarkı son' jingle'ı kafamda giriyorum içeri.
'Allah Allah niye abarttın ki yurdum AVM'sine gitmeyi bu kadar anlamadım ki?'
diyenlere baştan söyliyim. Gazetecilik ruhu diyorum anlamadın mı? Biz de gidiyoruz  herhalde normalde istinye park olsun, brandroom olsun, harvey nichols olsun. Giriyorum içeriye ama baştan biraz iğreniyorum güvenlikten geçince gördüğüm sağlı sollu reklamlardan: 'Kanyon'da herşey güzel.' Bu pazarlama taktikleri için mi aldınız o kadar MBA eğitimlerini siz. Ya buraya gelen kadın dünyanın en zengini ama en çirkin kadınıysa ne olacak? Ama belki de bu reklamların metro girişinde yoğunlaşması bir işarettir. Yurdum insanı parasızsa biraz da güzel değilse içeri girip fazla kalabalıkyapmaktan çekinebilir.

Giriyorum içeri, oh çok havadar, evet bu kısmını seviyorum mesela. Arkadaşım gelinceye kadar D&R'da takılıyorum. Restoran kısmından geçiyorum buraya kadar ve görüyorum ki saatin 12 olmasıyla deneklerim çoktan toplanmaya başlamış. Ne kadar da öngörülebilinir. Gerçekten burada herkes, herşey güzel, herkes asil, herkes beyaz Türk. Senin deden tarlada toprak sürüp doğal bronzlaşırdı, sen nerden öğrendin öyle çanta tutmayı,çok da iğreti duruyor. O taklit çantaları toplamalı suratsız güvenlikler bence, sertifika istesinler bütün marka(sız) çantalar için bak ne oluyo.

Birazdan Burcu geliyor ve güzel şeyler yiyebileceğimiz en makul yer olan Sosa'ya oturuyoruz. Burada menü çarşaf çarşaf değil, aynı şeyin yağda kızarmış 1001 hali yok. Ayrıca menünün kendisi de güzel dizayn edilmiş. Makarnanın, salatanın sosunu ve içeriğini kendiniz seçiyorsunuz. Kısa ve net. İçeriğe gore yine biraz pahalı ama artık heryer böyle hem kirasını da çıkarması lazım değil mi insanların? Hem bizim de multinet'imiz var. Arkadaşım diyor ki normalde buralar bu saatte daha kalabalık, sipariş vermek için ayrı beklersin, siparişin gelmesi için ayrı, ama şimdi yaz. Ee tabi normalde buralarda olan güzel insanlar şimdi Bodrum, Çeşme sahillerini güzelleştiriyorlar, orası da olmadı Dubrovnik. Hem vize de yokmuş oraya.

Sosa'ya oturup kızarmış patesle bira içecek değiliz tabiki de, tulum peynirli tahıllı salata istiyorum. Bu tabak yeni klişelerden ama lezzetli, nar ekşisi de var içinde, mercimekli, nohutlu, buğdaylı salata, incirle kuru üzüm de var, biraz da yeşillik. Yeşillik dediysem öyle lezzetsiz, hiç yenmeyip kenara bırakılan yeşilliklerden değil. Güzelce yıkanmış, ağızda hala çıtırdayan taze endivyen. Kıtır yufkayla götürüyorum salatamı. Bu yazıda yediğim salatanın görseli olmayacak tabi, ne yani görmemiş gibi salatanın fotoğrafını mı çekicektim Kanyon'da. İnternetten bir temsili resim koyuyorum izninizle. 
Menüdeki smoothie ve meyve suları da çok güzel. Özellikle pancarlı, havuçlu ve elmalı olan. Babam, senin spesiyalin daha yenice keşfediliyor buralarda.
Bu güzel öğle yemeğinden sonra kanyon ziyaretlerinin olmazsa olmazı Macrocenter'a gidiyorum. Birşey almak için değil de malzeme görmek için düzenli olarak gelirim Macro'ya. Önceden yemek tariflerinde gördüğüm birçok malzemeyle karşılaşmışlığım vardır burada. Şarap, şarküteri ve peynir reyonlarının önünde dakikalarca durabilirim mesela. Bir de sepetini hınca hınç dolduran botokslu teyzelerle karşılaşıp çok şaşırıyorum. Neden buradan bu kadar çok şey aldığına değil de kendisinin alışveriş yapmasına. Bir ara biriyle aramızda şöyle bir diyalog geçebilir mesela:
- Teyze senin alışveriş yaptıracak yardımcın yok mu yani, niye geldin ki buraya kadar, maksat dostlar alışverişte görsün mü?
- Asıl senin ne işin var, hiç birşey de almamışsın, hem ben senin teyzen değil, ablan yaşındayım.
- Senin buradan 20'ye aldığını ben Dia'dan 10'a alırım be, biz parayı sizin kadar kolay kazanmıyoruz botokslu teyze.
- Korumalar yakalayın şu çulsuzu!
Ya da geçmez bilmiyorum.
Velhasıl, bir öğle yemeği de böyle geçti Kanyon'da, bir dahaki sefere bir haftasonu öğleden sonra Kanyon'a gelip 13-16 yaş aralığındaki ergenleri ve yediklerini incelemeyi düşünüyorum. Hem o zaman ayağıma converse geçirip daha rahat bir 'mall walking' yapabilirim, tabi onlar hala converse giyiyorlarsa.
                             



1 yorum:

  1. merhabalarr:)
    ne hoş,ne cici bir sayfa bu böyle..
    kayboldum satırlarınız lezzetli paylaşımlarınız arasında..
    :)
    emeğinize sağlık..
    takipçinizim.
    ben de beklerim sayfama,arzu ederseniz elbette.
    sevgi ve saygılarımla...

    YanıtlaSil